Kenevir, insanlık tarihinin en eski tarım bitkilerinden biri olarak Anadolu topraklarında da yüzyıllarca önemli bir rol oynamıştır. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren, dünyadaki uyuşturucu karşıtı politikaların etkisiyle Türkiye’de kenevir üretimi neredeyse tamamen durma noktasına gelmiştir. Son yıllarda ise kenevirin tıbbi, endüstriyel ve ekonomik potansiyelinin yeniden fark edilmesiyle birlikte yasallaştırma çalışmaları hız kazanmıştır.
Yasaklamanın Kökleri (1930–1970)
Kenevirin Türkiye’de yasaklanma süreci, dünyadaki gelişmelere paralel olarak şekillenmiştir. 1930’larda ABD'de başlayan "esrar karşıtı kampanyalar", 1961'de Birleşmiş Milletler’in Tek Sözleşmesi (Single Convention on Narcotic Drugs) ile uluslararası boyuta taşındı. Bu sözleşme, keneviri psikoaktif etkileri nedeniyle kontrol altına alınması gereken bitkiler arasında saydı.
Türkiye, sözleşmeye imza atarak kendi yasalarını bu doğrultuda düzenlemeye başladı. 1971 yılında çıkarılan 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun, keneviri de kapsamına aldı. Ancak bu düzenlemelerde tıbbi ve endüstriyel kenevir ayrımı net yapılmadığı için, bitki topyekûn “sakıncalı” ilan edilerek üretimi sınırlanmaya başlandı.
1980–2000: Sessizlik ve Göz Ardı Edilen Potansiyel
1980 darbesi sonrasında, Türkiye’de narkotikle mücadele politikaları ön plandaydı. Kenevir, esrarla özdeşleştirildiği için halk arasında da olumsuz bir algıya sahipti. Bu dönemde bilimsel çalışmalar yapılmasına karşın, kamu kurumlarının gündeminde kenevir yer bulamadı.
Oysa aynı yıllarda Kanada, Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde endüstriyel kenevirin THC içermeyen türleri için ayrı mevzuatlar oluşturulmaya başlanmıştı. Türkiye’de ise hem çiftçi hem de girişimciler bu alandan uzak durdu.
2016: Kontrollü Üretimin Dönüm Noktası
19 Eylül 2016’da Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik, Türkiye’de kenevir üretimi konusunda ilk ciddi adımı oluşturdu. Bu yönetmelikle birlikte;
- 19 ilde kontrollü olarak endüstriyel kenevir üretimine izin verildi,
- Üretim için Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan izin alınması şartı getirildi,
- Sadece lif ve tohum amaçlı üretime izin verildi,
- THC oranı %0.2'nin altında olan sertifikalı tohumlar kullanılma zorunluluğu getirildi.
Bu gelişme, çiftçiler ve yatırımcılar için heyecan verici olsa da, yetersiz destekleme politikaları ve bürokratik süreçler nedeniyle yaygınlaşması sınırlı kaldı.
2019: Cumhurbaşkanlığı Çıkışı ve Kamuoyunun Uyanışı
2019 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bizim yeniden keneviri gündemimize almamız lazım” açıklamasıyla birlikte kenevir, Türkiye gündeminde yeniden görünür hâle geldi. Tarım ve Orman Bakanlığı ile bazı üniversiteler iş birliğine giderek Ar-Ge projeleri başlattı.
Bu süreçte;
- Samsun, Amasya, Kastamonu gibi illerde kenevir ekimi teşvik edildi,
- KARABÜK Üniversitesi ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi, kenevir ürünleri üzerine araştırma merkezleri kurdu,
- Tarımsal üretimin yanı sıra biyoplastik, tekstil ve yapı malzemesi gibi sanayi alanlarında kullanım potansiyeli konuşulmaya başlandı.
2023: Tıbbi Kenevir Tartışmaları ve İlaç Sektörü
2023 yılında Türkiye’de tıbbi amaçlı kenevir çiçeği üretimi için kamuoyunda güçlü bir tartışma başladı. Çünkü mevcut yönetmelikler yalnızca sap, lif ve tohum üretimini kapsıyordu; kenevirin çiçek kısmı (cannabinoid içeren) hâlâ yasaklıydı.
Aynı yıl, bazı üniversiteler ve girişimciler Tarım Bakanlığı ile iş birliği yaparak:
- Kenevir çiçeğinden CBD ve diğer kanabinoidler elde edilmesini öneren projeler sundu,
- Türkiye’nin, farmasötik hammadde ihracatı yapabilecek kapasiteye sahip olduğu vurgulandı,
- Ancak yasal boşluklar ve uluslararası denetim eksikliği nedeniyle uygulama alanı açılmadı.
2024–2025: Pilot Projelerle Yeni Dönem Başlıyor
2024'ün son çeyreğinde, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Tarım Bakanlığı, yeni bir pilot uygulama başlattı. Bu uygulama kapsamında;
- Türkiye'de ilk kez tıbbi amaçlı kenevir çiçeği üretimine sınırlı şekilde izin verildi,
- Yalnızca yurt dışındaki ilaç firmalarıyla sözleşme yapabilen firmalar bu üretimi gerçekleştirebildi,
- Yetiştiricilik izni, sıkı denetim, raporlama ve ihracat taahhüdü koşullarına bağlandı.
Bu gelişme, özellikle ilaç sektörü ve dış ticaret açısından stratejik bir adım oldu. Şimdi gözler, bu pilot projelerin sonuçlarına ve yeni yönetmeliklerin şekillenmesine çevrildi.
Sonuç: Yeni Bir Dönemin Eşiğindeyiz 📈
Türkiye, kenevirin yasallaştırılması sürecinde hem tarımsal hem de endüstriyel olarak yeni bir eşikte duruyor. Her ne kadar süreç yavaş ilerlese de;
- Tıbbi kenevir için yasal altyapı oluşuyor,
- Endüstriyel üretim alanları genişliyor,
- Üniversiteler, STK’lar ve girişimciler güçlü bir savunuculuk ağı oluşturuyor.
Türkiye’nin, keneviri hem sağlık hem ekonomi hem de çevre açısından stratejik bir ürün olarak benimseyerek küresel rekabette yer alması artık sadece bir olasılık değil, güçlü bir olasılıktır.
